Make your own free website on Tripod.com

 

 

 

AY HiKAYELERi (-2-)

 

XII
gündüzlerde kayıbız
gündüz kiminiz bilinmez
korkular bürüyünce yeryüzünü
gece sığınaklardayız.

yalnızlık sevilir mi
kolay mı
ürpertisi karanlığın
bir limandır kolları gecenin
hadi gelsene.

güvenme bana 
güvenme ona
aynaya bak 
güveneceğin biri
olacaktır mutlaka
insan insanın aynası.
 hadi yollara düşelim 
elimi tutsana
gözlerinde yolculuk
uçsuz bucaksız bir evrene
gidelim mi ne dersin

kırk yıl hatırı var
bir acı kahvenin 
ya kahverenginin
renklerin dünyasında
soyludur göz bebeklerin

asıldığımı düşün
ve gülümse
aynı suçtan idamım 
peşin sıra
mısralar oldu celladım
hadi asılalım
 korkma mutluluktan 
ve diren kaderine
roller aynı mı acaba
ağlamak da bir rol mü
keşke ağlayabilsek..

yan çizilmiş bir dünya
deprem olmuş yürekler
yıkık dökük binalar
yeniden imarı sevginin
seferberlik başlasın.

mutlu olma arzusu
kuşun kanadında bir sevi
ve korkular, korkular...
sevmekten korkulmaz ki

korkmuyorum,
korkma
korkmayalım...

 

XIII
birisi daha var
gecenin yalnızlığında
uykusuz.
birisi daha var
umutlu ama mutsuz.
mutluluklar getirdim
getiren bir ben değilim
bilirim
birisi daha var.

birisi daha var
yüreği adımla çarpan
birisi daha var
gözleri benim gibi
ışığıyla ışıldayan
ve bilirim bir ceylan
sabah serinliğinde
pınarbaşına gelir

bilirim 
yolların uzunluğunu
ürkekliğini çiçeğimin
bilirim sevdasını
birisi daha var bilirim
bağrıyanık.
birisi daha var 
bilirim gözleri
yaşlıdır şimdi.

birisi daha var 
iç geçiren
her gök gürültüsünde
bilirim birisi daha var 
öteler ötesinde

birisi daha var
sıcaklığımı arasa da
yanmasını bilen
sevdi mi gerçekten seven
birisi daha var
 isteyen.
istendiğini de bilen...

bilirim
birisi daha var 
gecelerde uykusuz..

 

XIV
gel deme 
korkuyorum
korkmaktan.
dalları kırılmış,
boynu bükük
ve yetim yaşamaktan
özlesem de
gelemem...

ağlayana çok zordur
düşünmek bile 
gülebilmeyi
kelepçeler tutmasa
istemez miyim 
gelebilmeyi

kelepçeler benim
zindancı benim
mahkum olan yüreğim
koşardım inan
yeter ki
geleceğini bileyim
 ben güçlü değilim 
yok ki köklerim
gittiğin gün
yüreğimde acın beklerim
ve gelmezsin.
gelmediler bilirim.

adaleti sevmiştim
oda terk etti yeryüzünü
ve istediklerin
vermeyeceklerim
değil, belki
görmeyeceklerim.

kör yaşadın mı hiç
en zor o sanırsın
oysa kör olmak
engel değil hayale
sağır olmak en kötüsü
duyamamak 
hadi konuş.
 zor derler yazmaya
şiiri yaşamak
daha mı kolay
yine de çiğ damlası
düşmesin yapraklarına
çiğ değilim
delili 
bak işte
göz bebeklerim.

çözülsün dillerin
özgürlüğünü ister
kelimelerim. 

istediklerin
zor bilirim
sanırım onlar 
asla veremeyeceklerin

 

XV
şiir tadındaydın sevgili
su gibi yudum, yudum
hava gibi nefes, nefes
ekmek gibi dilim, dilim
ben seni özlemişim.

gözbebeklerinde yüzümü
dudaklarında adımı
hayalinde düşümü
canım deyip gülüşünü
ben seni özlemişim.

niçin dolar gözlerim
niçin bulurdum  ben
her şarkıda seni
niçin her hüzünlü şiir
derinden dağlarmış yüreğimi
ben seni özlemişim.
 yokluğunda üç gece 
titrediğini ellerimin
delice çarptığını 
yaralı yüreğimin
saklasam bilmeyeceksin
bilmelisin ki birsin
her an benimlesin 
ben seni özlemişim.

nereden baksan ayrılık
nereden baksan yoksulluk
nereden baksan sensizlik
ölüm gibiymiş bana
yaşayıp bilmeliymişim
ben seni özlemişim.

 
uykusuz gecelerde kalmayı
senle sevdalara uyanmayı
yangınlarda suya kanmayı
yeniden sana sevdalanmayı
ben seni özlemişim.

ayrılık nasıl olurdu
ölüm gibi yokluğun
sensiz gecelerde benim
bir şey var farkında olduğum
ben seni,
yanı başımda iken özlemişim...

 

XVI
yol.......
çileli, uzun ve ince
yorgun gönül dinlenince.

arzu, özlem, 
sen, ben ve gece
bu bilinmez bir bilmece.....

yolcu.....
çileli, mahcup ve kederli
tükenmiş,
susuz, uykusuz ve dertli

gel desem, gelmezsen
sen, sen, sen.
bu bilinmez bir işkence.
 han......
çileli, yolcuların mekanı
 hüzün. 
ve gam yüklü duvarları

hancı gideli beri 
tükendi dil, kelime ve hece
bu bilinmez bir dönence....

umut.....
ay döndü, gündöndü 
ve sen dönmedin
ömür bitti, ben bittim 
şiir bitti dönmedin.

ben hiç yaşadım mı sende
bilmem ama
sen ey sevgili
sen bende hiç ölmedin...

 

XVII
gel buraya,
ürkek bir çift kumru...

güvercin yüreği derler ama
ölümüne sevmez güvercinler
sevda için kurban olur
kumrular oysa
ürker, kaçar 
yine konar pencerene

sevdası sensin
hiç inanmasan da
gelir sanırsın
bir ekmek kırıntısına
sevdalı
yusufçuk türküleri fısıldar
sana rüzgarın uğultusunda

yalnız ölmez hiçbir kumru
bir kedinin pençesinde,..
 gel, buraya

ağlamak isteyen bir sen değilsin
gözyaşları döndüğünde bir sele
hasretle kanayan yüreğimi 
 gel hele bir dinle.

gel buraya 
bak, bahar kokusu.
dallar çiçeğe durdu

yarın belki
yorgun yürekler uyanacak
bir deli nehir, bir çağlayan
belki  gürül, gürül akacak.

gel buraya 
bahar saçlarındaydı kokmadığım
hasret gözlerindeydi bakmadığım
uzansam dokunabilir miydim
bilmem ki
bir ateş bu 
hep yandığım ama hiç yakmadığım

gel buraya.
hadi gel.
yine ağlayalım...

 

XVIII
bir hayalin peşinde
bir gölgenin izinde
acı meyva 
kör yolculuk
gittikçe uzayan bir yol
hasret, 
sen veya yağmur.
yağ yağmur.

uyku vakti, dipsiz kuyu
deli rüya
bilinmez gerçek
tatlı hayal
uzak ülke
koşuldukça koşulası bir yol
hasret,
sen veya yağmur
yağ yağmur.
 

içli şarkı, hüzün yeli 
garip umut
çile seli.
sıcak nefes
tende buğu
tükendikçe gidilesi bir yol
hasret,
sen veya yağmur
yağ yağmur.

özlem ve bahar kokusu
çiçek, çiçek dağlar
yudum, yudum sevda
yamaçlarında koşmak
gecenin
ve kaybolmak
kollarında 
bilinmez bilmecenin....

hayal, meyal
ama bilmelisin
hasret,özlem.
özlenen sensin.
sen veya yağmur
yağ yağmur..

 

XIX
günaydın...
henüz pazartesi
yüreğimden kalkan kuşlar
başıboş, serseri
ve ürkek uçuyorlar öylesine.
ne olur sevdiğim
kelepçesini çöz de ellerimin
dallarına bülbül konsun güllerin...

hadi gel
gökkuşağının altında
yedi renkli bir dilek tutalım 
ayçiçekleri bugün
söyle  nereye baksın. 
 sular nereye aksın
ve yağmur
ölesiye nereye yağsın.

aç hadi pencereni yeni güne
rüzgar kalbimden selam getirsin
yine iliklerine...

yık şimdi duvarlarını köleliğin 
ve aç perdelerini gözlerinin
bak kediler sütünü içmemiş daha
hala gözleri mahmur minik bebelerin

şu köşede esneyen güneşe
ne olur sevdiğim
yüreğinle
bir selam ver de, içimizi ısıtsın artık.

ve
kalem tutup şiir yazsın şairler
rüya görüp fal baksın kahinler
herkes işine, aşına koşsun sayende
günaydın' la aydınlansın günyüzü

ne olur sevdiğim
sevdaya kanat çırparken güvercinler
bir adım daha bana gel 
ve yine yeniden hoş gelsin bahar...

 

 XX
 yaralı martı
kanadına merhem olsam
solgun güneş
yüreğine ateş olsam
yansan, 
yansam, 
yakılsam...

 

XXI
gel bir tanesi 
bak gözlerimin içine 
kendini 
göremediğin gün 
o gözler kapanmış demektir.

 

XXII
gidiyorum.
yüreğim ellerimde
yetim çocuklar gibi 
onu kapına bırakıyorum
iyi bak ona
sensiz belki ama
ben yüreksiz yaşayamam.

 

XXIII
bir selam verdim
aynalara gülümseyip
yüreğinde 
hissedebildi mi

beklediğimi
çağırdığımı 
sesimi duyabildi mi kulaklarında
ulaşabildi mi
fısıldamak istediklerim 

gel derim 
ki dileğim
gelirsin de 
kaçar gideriz kırlara.
 bak
güneş ısıttı toprağı 
çiçekler isyan edip
başkaldırdılar 
bayrak açtı yürekleri
evrenin

gelirdin de
dağların tepelerinde birlikte 
haykırırdık
hani yankı yapar ya
ben sana seslenirdim yüreğimle
yankısını duy diye yüreğinde

ve arada bir soluklanırdım
nefesim tükense de
senden gelen sesin
yankısı duyulana dek yüreğimde 
çığlık çığlığa haykırırdım adını
 bulutlara bakardık birlikte 
gökyüzünde
sonra uzatıp ellerimi 
ellerinden tutardım ve kanatlanırdık
tepeden bakar küçümserdik 
insanları

kar beyaz bir buluttan 
bir başkasına 
atlardık
ve minik şimsekler bırakırdık 
ardımızda

ürkütmezdi varlığımız hiç kimseyi
ve bir  yağmur damlası olup
birlikte yağardık 
bir çiçek bahçesine el ele
 yapraklarından süzülürdük
bir gonca gülün yüreğine
o gülde gül gibi olurduk
birlikte hayat verir büyütürdük

ve güpegündüz bir rüyayı paylaşırdık 
tüm sevecenliğiyle

biz diyebilir miydik kim bilir
adı sevgi çiçeği mi olurdu 
o gülün dost yüreğimi 
adını söylemek istemezdik belki de

belki de adı hiç olmazdı 
rüyadaki bu masalın
adsız birer kahramanı olurduk belki de
 sonra
ipeksi bir elin
işaret parmağı uzanırdı 
ve ben susardım
aslında hep susardım.

mühürlenirdi kelimeler
tutuklu kalırdım kendi bedenimde
ve gözlerimi yumardım
sadece beklerdim
beklerdim

pamuk prens değildim ama
rüyadan uyanmak için değil
uykudan bir sevince uyanabilmek 
için
beklerdim
bir hayalim  olsun isterdim
uzanıp dizlerinde gece karanlığında 
kimsesiz bir gecenin yalnızlığında
yıldızları seyredebilmeyi
ve şarkılardan fal tutar gibi
bu yıldız senin
o yıldız benim
sayardık belki de sabaha kadar

kollarımız iki yandan kuşatır geceyi
kucak, kucak toplardık yıldızları
bir ucundan sen alır gelirdin 
dünyanın
öteki ucundan ben toplardım onları
bir samanyolunda kavusurdu 
bizler gibi onlarda birbirlerine
ellerimizle.
 bir düş bu
bir hayal
gözlerimi yumuyorum

uyanmak mı 
bir gün evet
ben uyandığımda
daha güzel bir dünyaya 
doğabilmek istiyorum

hayalse hayal
masalsa masal
bir tek bunu biliyorum...
seviyorum...

 

XIV
Nasıl büyüdü çocuklar
ağlamakla başlamıştık hayata
korkusuna dayandık ayrılığın
sevda dağlarındaki kör yangınlarda
koca bir ormanı tüketen bu kötü adam
yüzlerce fidanı yetiştirip gönlünde
yine dağlara taşlara dikmeye çıktı
yeniden yeşillensin diye yeryüzü.

hiç yüksek tepelerde 
çamların altına oturdun mu
rüzgar sana yedi kat ötelerden
güzel çiçek kokuları getirir
ayakta rüzgarın sertliğini hissedersin
ama oturduğunda ılımandır durgundur
ve adınla çarpan bu yürek, sana vurgundur.

baharı yaşamak güzeldir
devrilmemiş çamların gölgesinde 
çiğdemleri görürsün yeryüzünde
ümitle çıkarlar toprağın bağrından
tıpkı kardelenler gibi
yaşama sevinci dolar yüreğine
ve dağlara çıkıp haykırmak istersin
-umudum, umudum,  umudum
-ben dört yapraklı yoncayı buldum.
sevmek ne güzel şeydir sevgili
ötelerden hissedebilmek
yüreğinin kıpırtısına ortak bir yüreğin 
sesini duymak kulaklarında
bir ırmağın gürültüsünden haberdar olmak
ve o ırmak sevda dağlarından doğar 
mutluluk denizine dökülür

saçlarını rüzgara vermiş bir deniz kızının 
kopup gelen bir tel saçında
mutluluğu düşleyebilmek
uzanıp dokunabilmek ellerine
gecenin sessizliğinde 

çölün kimsesizliğinde 
dizlerine uzanıp 
gökyüzünde yıldızları sayabilmek
elini tutup göğe yükselebilmek
ipek kanatlı bir kelebeğin
ipeksi elleriyle

Samanyolu'nda bir yolculuk
geceye sevi dolu bir selam verip 
gündüze tebessümle uyanabilmek
-günaydın biriciğim
 çocukça paylaştık bir hayali
bir rüyayı gerçek kıldık
ve bir sevgi oyunu oynuyoruz
uzak diyebileceğin kadar uzak 
yakın diyebileceğin kadar yakın
neden rüzgarı sevdiğimi anla
ve neden dalgaları yaşadığımızı
durgun sularda.

dağların doruklarında yetişmiş 
nadide çiçekleri sana sunabilsem
gökten adı adın olan bir yıldızı
avuçlarımda pencerene getirebilsem
günaydın diye camına konan her sabah
ürkek bir çift kanat olabilsem

gözlerinde kaybolup
avuçlarından bir yudum su ile 
ben sende kendimi bulabilsem
keşke her yeni gün senle doğup
keşke her gün yaninda olabilsem.

 

 

SON

 

 

SON